Sayfalar

Türk Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2013 Cuma

Roberto Mancini'nin Futbol Sistemi



Roberto Mancini Galatasaray'ın yeni teknik direktörü oldu. Herkesin aklında kim bu Mancini sorusu var. Daha gelmeden başarısız olacağını ilan edenler, takımı ıçuracağını söyleyenler oldu. Kariyerinin çok kötü olduğu, Manchester City ile şampiyonlar liginde çok kötü olduğu söylendi. Fakat artık bir gerçek var ki Mancini Galatasaray'ın başında. Lucescu'ya hayranlığını her fırsatta dile getirenler bile Mancini'nin "sıkıcı" bir sistem ile Galatasaray'a yakışmayacağını iddia eder oldu. Fakat aslında Mancini'nin yaptığı şeyler Lucescu'nun sisteminin modernleştirilmiş haliydi. Üstelik İngiltere Liginde ligin en çok gol atan ve en az gol yiyen takımı olarak şampiyon oldu bu sistem. Peki bu 4-2-3-1 şeklinde dizilen bu sistem nasıl işliyor ? Sistemi defans oyununda ve hücum oyununda olmak üzere iki farklı aşamada inceleyeceğiz. Öncelikle defans oyunu:

Top rakipteyken Mancini'nin takımının görüntüsü aşağı yukarı böyle. Forvet oyuncusu rakip defans oyuncularına baskı peşinde. Orta sahanın 3lü olan kısmı rakip orta sahayı ilk karşılayan kısım. Arkalarında iki defansif orta sahanın görevi ise bu baskıdan kaçan hücumcu orta sahaları durdurmak ve geriye kaçıp top almaya çalışan forvet oyuncularına baskı yapmak. Bu kurgu sayesinde takımın stoperleri doğrudan rakip orta sahayla birebire kalmıyor ve yükü hafifliyor. Oysa Fatih Terim'in sisteminde orta saha ile defans arasında ciddi bir boşluk oluyordu, süratli oyuncuları olan anadolu takımları kendi sahasından attıkları tek pasla Muslere ile karşı karşıya kalabiliyorlardı. Fatih Terim'in sisteminde orta saha çok çabuk geçildiği ve defans oyuncuları çok önde oynadığı için stoperlerin çok hızlı olma zorunluluğu vardı. Dany sırf bu yüzden oynatılıyordu. Juventus maçıyla birlikte artık defans oyuncularının deparlarına ihtiyaç kalamdı. Dolayısıyla Dany yerine Chedjou oynayabiliyor artık. Artık stoperlerin kesici özelliği daha önemli. Burada tabii önemli olan bir noktada orta sahadaki ileri 3lünün savunmaya yapacağı katkı. Bunun için çok koşan kanat oyuncularına ihtiyaç var. Juventus maçında gördük ki Amrabat bu işi beceremeycek ve Riera hazır değil. Daha önceden Engin'in defansı iyi yapamadığını, Burak Yılmaz'ın kanatta oynayınca savunmaya yardım yapmadığını biliyoruz. Dolayısıyla bu nedenle sağ açığa Umut Bulut monte edilebilir. Tabii ki sisteme göre oyununu değiştirmesi lazım. Umut'un burada başarılı olabileceğini düşünmemin diğer sebebini de hücum kısmında açıklayacağım. Burada amaç orta sahayo kalabalık tutup rakip atağı olgunlaştıramadan topu kapmak. Zaten süratli kanat oyuncularına da bu yüzden ihtiyaç var. Bu süratli kanat oyuncuları kapılan topla anında kontra atakla tehlike yaratabilmeliler. Bruma'nın takiktik anlamında öğreneceği çok şey var. Bunları öğrenmesinin uzun sürmeyeceğini düşünüyorum.


Gelelim Hücum Oyununa:

Hücumda ise Fatih Terim'in siteminden en büyük farklılık bek oyuncularında. Artık bek oyuncularının bu sistemde sıfıra inip orta yapma gibi görevleri yok. Bu görevler yüzünden Hakan Balta her zaman Riera'nın arkasında kalıyordu. Roberto Mancini'nin sistemiyle birlikte Hakan Balta'nın performansının da artacağını düşünüyorum. Defansif orta saha oyuncuları kısa paslarla oyunu rahatlatabilmeli. Çünkü önlerindeki hücumcu orta saha rakipten baskı yiyip etkisiz hale getirilebilir. Bu durumda oyunu kanatlara açacak olan kişiler bunlar. Yeri geldiğinde uzaktan şut deneyebilmeliler. Kanat oyuncularından beklenen orta yapabilecek pozisyon yaratmaları (İngiltere'de bunu kullanmamıştı pek) ya da hızlı paslarla forvet oyuncusunu pozisyona sokma ya da 2'ye 1'le kendisi ceza sahasına girebilme. Burda bir diğer nokta da kanat oyuncularının asıl etkinliğinin kontra atak sırasında ortaya çıkması. Süratli kanat oyuncuları topu rakip yarı sahaya taşıyıp tehlike yaratabilirler. Aynı şekilde uzun topla kontra atağa çıkılırken de forvet oyuncusuna yaklaşıp uzun topta tehlike yaratabilirler. Bruma'nın Galatasaray'da bu nedenle geleceğinin parlak olduğunu düşünüyorum. Hem gücuma hızlı çıkabiliyor hem de gole yakın. Fakat şu ana kadar izlediğimiz kadarıyla son vuruşlarını geliştirmesi gerekiyor.

Sistemin Galatasaray'da iki tane büyük sorunu olduğunu söyleyebilirim. Bir tane de ufak sorun. İlk büyük sorun sağ bek sorunu. Emmanuel Eboue Fatih Terim'in hücumcu beklere ihtiyaç duyan sisteminin değişilmez ismiydi. Bu nedenle de sol bekte Riera HaKan Balta'dan daha iyi oynuyordu. Hücum aksiyonlarını iyi yapıyordu. Şimdi ise beklerin yeni sistemde hücum görevleri hafifletildi. Bu durumda savunması daha sağlam olan bir sağ beke ihtiyaç duyulabilir. Bu sebeple bu bölgede Hamit Altıntop ve Sabri Eboue'den daha sık oynayabilir bu yabancı kontenjanının kullanılması açısından da fayda sağlayacaktır.

İkinci büyük sorun ise Selçuk-Sneijder sorunu. Fatih Terim'in sisteminde Sneijder geldikten sonra Selçuk'a bir yer arama çabası başlamıştı. Defansın önünde oynadı sol içte oynadı. Ama eski günlerinden uzak kaldı. Şimdi Sneijder'in Selçuk'dan aldığı oyun kurma ve atakları yönlendirme görevinde başarısız olduğunu görüyoruz. Selçuk bu nedenle eğer Sneijder  bu formsuzluğu ile devam ederse hücumcu orta saha olarak kullanılabilir. Selçuk yerine de Yekta Kurtuluş, Ceyhun Gülselam, Hamit Altıntop üçlüsünden biri geçebilir.

Ufak problem ise sağ açık. Engin Baytar, Amrabat, Aydın Yılmaz, Bruma gibi kanat adamları içinden bu sisteme en uygunu Bruma. Fakat şu anki görüntüsü itibariyle Engin Baytar'ın bu sistemde verimli olması zor (eski günlerine döner kilo verir, çalışırsa orası ayrı). Aydın Yılmaz ve Amrabat ise hiçbir zaman Galatasaray seviyesinde oynamadıkları için sorun yaratıyorlar. Bu durumda sağ açık konusunda devre arasında olası bir transfer gelebilir. Ya da Bruma sağ açık oynarsa sol açıkta Riera toparlanamazsa sol açığa transfer gelebilir.

19 Eylül 2013 Perşembe

Fatih Terim'in futbol sistemi



bu sistemde dizilişler farklı olabiliyor. 4-4-2, 4-3-3 gibi. hatta 4-4-2 ve 4-4-3'ün inanılmaz sayıda varyasyonu olabiliyor ama bunlar mühim değil. felsefesi aynı hep.

olayın tek cümlelik özeti: "en iyi savunma hücum yapmaktır"

şimdi geriden başlayarak mevkileri inceleyelim.

bekler hücumcu bek olacak. ileriye top taşıyacaklar önlerinde de süratli enerjik kanat oyuncuları olacak. uefa kupası döneminde capone çok buna uymasa da (zaman zaman ümit davala orada oynadığında bu işi iyi yapardı ama çok fazla orada oynamıyordu) bek olarak görev yapan ergün ve hakan ünsal bu iş için idealdi. şimdiki beklerden eboue ve riera bu iş için ideal. ama solda hakan balta kesinlikle bu sisteme uygun değil.

savunmanın ortasındakiler çok süratli atletik adamlar olmasa bile pozisyon bilgisi iyi, oyunu orta saha oyuncularına taşıma, kanada açma, oyunun yönünü değiştirme kararlarını iyi verebilecek bir oyuncu ve onun yanında korkusuz, ota boka atlayacak, rakibiyle mücadelenin bokunu çıkaracak ikilidir. popescu top yapan adam, bülent korkmaz ise takımın cengaveriydi. şimdiki stoperlerden semih kaya bülent korkmaz'ın görevini yapabilecek biri olur gibi duruyor ama popescu'nun yerine adam yok. yani orada dany top dağıtmaya çalışıyor ama imkansız. dolayısıyla savunmada sıçışlar böyle başlıyor. gökhan zan yine nispeten biraz daha iyi dany'den.



orta sahanın ortasında bir tane rakibe çok iyi basan futbolcu mutlaka olacak. bu adamın asıl görevi rakip ataklarını durdurmak olsa da defanstan zaman zaman top alıp oyun kurucu kilitlendiğinde oyunu açma yeteneği de olmalı. bu işi zamanında suat kaya ya da emre belözoğlu yapardı, şimdi felipe melo'nun görevi bu. 4-3-3 için orta sahanın ortasında ya bu adamdan bir tane daha bulunur (yekta kurtuluş) ya da az sonra yazacağım türden bir adam daha.






orta sahanın ortasında diğer adamın işi oyun kurmak. çok top sürmesine, çalımlar atmasına gerek yok. adamın işi pas dağıtmak, kanada yaymak, uzun top kısa top yapmak, şimdi selçuk bu görevi üstleniyor. eğer orta sahada bu tarz biri daha olsun istenirse engin baytar ya da sneijder (kanatta oynamadığı zaman) kullanılıyor. tahmin edersiniz ki eskiden bu işi hagi yapardı.


sağ ve sol açık genelde çok koşan adamlar olmalı. çünkü bu adamlar top rakip defanstayken forvetlerin presine destek olacaklar. top kendi yarı sahasında rakipteyken de beklerine destek olacaklar. top kendi takımındayken görevleri zaten klasik kanat görevleri. ters ayaklı kanat olarak oynarlarsa içe çekip orta yapmak veya şut çekmek, ters ayaklı değillerse kanattan yardırıp orta yapmak. bu işi okan, hasan şaş, ergün penbe, ümit davala gibi adamlar çok iyi yapmışlardı. şimdi ise amrabat, bruma, sneijder, engin baytar, aydın yılmaz falan var. sneijder ve engin baytar hücum presine destek verebiliyorlar. sneijder kanattan yardırma konusunda beceriksiz, amrabat takım oyunundan uzak ve ne zaman orta yapacağını ne zaman oyunu yavaşlatacağını iyi bilmiyor. çok gereksiz zamanlarda geri pas yapıp takımın temposunu düşürdüğü oluyor. arada bir tabii ki çok iyi işler de yapıyor ama genel olarak bu sisteme uymuyor. fakat burak yedek kalmasın diye zaman zaman bu görevle sağda oynatıldığında bu görevlerin hiçbirini yapmıyor. hücum presi 10 pozisyondan birinde yapıyor, beklere yardım sıfır, orta yok, kanatta durmuyor orta bölgeye kayıyor.



hücumcular için zaten söylenecek bir şey yok. çift forvet olursa biri top indirecek diğeri defansın arkasına kaçacak (hakan şükür -arif erdem ve burak yılmaz - didier drogba). bu adamların en önemli görevi ise top rakip defanstayken anında baskı yapıp rakibin çıkmasını engellemek. sürekli baskı yapmaları lazım. burak yılmaz bunu yapamıyor. umut bulut ve elmander bu konuda daha etkili. elmander de gittiğine göre takımda bu işi yapabilecek en iyi adam umut ama onun da gol yeteneği burak yılmaz'ın gerisinde.


bu sistemin mantığı benim takımımda bekler bile hücuma çıkıp destek verebilsin ki rakibin sol açıkları sağ açıkları ister istemez defanslarına yardıma gelmek zorunda kalsın. ha gelmediler mi o zaman kanatlarda perişen olur rakip. real madrid karşısında riera'nın oynamasının mantığı buydu. cristiano ronaldo ya da bale ikilisinden hang,isi o kanatta oynarsa oynasın defansına yardıma mecbur bırakmaktı. riera'ya ya da hakan balta'ya doğrudan ronaldo'yu durdurma görevi verseniz durduramazsınız. imkanı yok. ama onun üzerinden atak yaparsanız etkinliğini kısıtlarsınız.

şimdi sisteminde değişiklik yapmadı fatih terim. fakat sistemdeki oyuncular kendi sistemine uygun değil. sneijder'i istememisinin nedeni buydu. sneijder kanatta olmuyor. orta sahada ise senijder'in yapabileceği iş yok. kendi sisteminde istisnalara başladı. önce sneijder için yer aradı uydurma görevler yarattı, sonra drogba burak ikilisi birlikte oynasın diye mecburi yeni görevler yarattı. ama artık sistem fatih terim'in sistemi olmaktan çıktı. her ne kadar fatih terim'i de sistemini de beğenmesem de yapılan transferler sonrası (bilmiyorum drogba ve sneijder'i gerçekten terim mi aldırdı) kendi sistemi baltalanmış oldu.

drogba ve sneijder için başka sisteme geçmek gerekiyordu ama ben fatih terim'in gittiği bir takımda başka bir sistem oynattığını hiç görmedim. onun için muhtemelen fatih terim bu sistemde ilerleyen haftalarda da ısrar edecektir. drogba'nın sisteme uyumu sorun değil de (zaten gayet verimli oynuyor) sneijder işi biraz zor gibi görünüyor. sezon başındaki çalışmalarına bakarak bu sezonun sneijder'in sezonu olabileceğini yazmıştım ama eğer sneijder için acil çözüm bulunmazsa çok yüksek verim alınamayacaktır kendisinden. 4-4-2'ye dönülerek burak yılmaz için çözüm üretmek kolay ama selçuk inan gibi bir adam varken sneijder'e çözüm bulmak zor geliyor bana.

1 Şubat 2013 Cuma

Hoşgeldin Belözoğlu

Türkiye'de hemen hemen her yabancı teknik direktörün dediği ortak bir cümle var. Futbolcularınız yetenekli ama... Evet ama... Bence bunu diyen teknik direktörler Emre Belözoğlu'nu dikkate alıyordur. Bu tanıma ondan daha iyi uyacak bir futbolcu tanımıyorum. Batuhan mı? Yetenek konusunda Emre'nin yanına yaklaşamaz. Arda Turan? Arda Turan yetenek konusunda Emreyle aynı klasmanda ama onun "ama..." sı yok. Belki Emre ile aynı sınıfta değerlendirebileceğimiz bir futbolcu Sergen Yalçın olabilirdi ama o da futbolu bıraktığına göre Emre şimdilik bu kategoride yalnız.

Emre Belözoğlu'nu daha yeni yeni Galatasaray forması giymeye başladığı zamandan beri takip ederim. Fatih Terim'in ona Beşiktaş maçında şans vermesi Emre'nin de bu şansı iyi kullanması ve yaşının çok çok  üstünde bir yetenekle güzel bir gol atması, Şekerspor'a attığı inanılmaz gol daha dün gibi aklımda. O dönem Galatasaray'da çıktığı hemen hemen her maçı hatırlıyorum Emre'nin. Beni Tugay'dan sonra heyecanlandıran tek türk futbolcuydu. Tabii ki mükemmel bir döneme denk gelmişti. Takımda oynamaya başladığı zamanlarda Tugay, Suat, Okan, Hagi gibi isimler vardı önünde. Tugay demişken bir şeyi de belirtmemde fayda var. Tugay Kerimoğlu tabii ki uzak ara şimdiye kadar izleyebildiğim bütün futbolcular içinde en sevdiğim, en beğendiğim futbolcu ama kabul etmem gerekir ki Emre Belözoğlu'nun potansiyeli Tugay Kerimoğlu'nun çok üzerindeydi. Tugay'dan daha çok koşan, top tekniği daha yüksek bir futbolcuydu. Bu yüzden ofansif görevle de defansif görevle de çok rahat başaçıkabiliyordu.

Şimdi ise izlediğimde bana hiç heyecan vermeyen bir Emre var. Emre'nin bu kadar potansiyelli bir yıldızdan sıradan bir futbolcuya dönüşmesi nasıl oldu peki?

Bazıları Fenerbahçe'ye imza atmasıyla gözden düştüğünü söyleyebilir. Fakat bence sebep bu değil.
Benim fikrime göre Emre'nin en büyük hatası İnter'e transferiydi. İnter tabii ki büyük bir takımdı, Serie A büyük bir ligdi ama Emre'nin bütün ofansif yetenekleri orada köreldi. Şimdilerde Samir Nasri'nin nerelere gelebildiğini görünce Emre'nin o potansiyeliyle Mesut Özil'in önünde olması çok anormal olmazdı. Fakat Emre İtalya'da defansif ortasahaya dönüştü. Üstelik Pirlo gibi top tekniğini ön plana çıkaran bir defansif orta saha değil (İngiltere'de deep lying play maker dedikleri türdeki orta saha değil) daha çok Afrikalı oyuncuların tarzında (Anchor Man) bir orta saha oyuncusu oldu. Başarısız değildi. Ama potansiyelinin yarısını bile kullanmadı. 

Daha sonra Newcastle macerasıyla başlayan ırkçılık suçlamaları, Türkiye'ye dönüşü, rakibine yaptığı boğaz kesme işareti, Zokora ile yaşadıkları olaylar, saha içerisindeki agresif tavırları derken Emre giderek gözden düştü. Lukas Podolski'nin şu anda Arsenal'de yaptıklarını, Mesut Özil'in Real Madrid'de yaptıklarını, Luka Modric'in yaptıklarını Emre 20 yaşındayken yapabiliyordu. Fakat bu yıla geldiğimizde Emre potansiyelini kullanamamış defansın önüne hapsedilmişken diğerleri Emre'den düşük potansiyelleriyle yıldızlaştılar.

Emre'nin kariyerinde düştüğü hataya düşmeyen ve onun kadar yüksek potansiyeli olan bir Alman gencini bir sonraki yazımda tanıtacağım. Mario Götze...

30 Ocak 2013 Çarşamba

Didier Drogba - Wesley Sneijder ve Dünya Markası Olmak

Galatasaray'ın ara transfer döneminde Didier Drogba ve Wesley Sneijder ikilisini almasıyla birlikte " Dünya Markası" terimini yeniden sık sık duyar olduk. Bir futbol takımının marka olması bununla övünmesi nedendir ki? Bir taraftar olarak değil de bir futbol sever olarak yazacağım bu yazıyı elimden geldiğince. İngiliz klüplerine ve onların yönetim tarzına yıllarca özenerek bakmıştık. Kim olduğunu bile bilmediğimiz, yolda görsek tanımayacağımız başkanlar.Arsenal'de Wenger dönemini başlatan başkan kimdir bilir misiniz? Gianfranco Zola'lı Vialli'li Chelsea'de başkan kimdi? Rijkaardlı, Litmanenli, de Boerli AJAX'ın başkanı? Ya da solda fotoğrafta görünen kişi kimdir? Hiçbirini bilmiyorduk. Şimdi Chelsea başkanını kalbur üstü bütün futbol takipçileri tanıyordur. Real Madrid başkanını da. Fenerbahçe taraftarı olduğunu söyleyen ve o dönem Fenerbahçe'de oynayan 3 futbolcuyu bile sayamayan kadın taraftarlar bile Ali Şen kim deyince doğru cevabı verebilirlerdi. Şimdiki kadın taraftarların çoğu da Recep Niyaz kimdir dediğinizde cevap veremeyebilir ama Aziz Yıldırım kimdir derseniz çat diye cevap vereceklerdir. Neden? Çünkü futbol takımlarımız bir başkan etkisi altındadır. İşgal altındadır. Her gelen başkan ve yönetim taraftar ile arasını iyi tutabilmek için çeşitli işlere imza atmakta, ardından işler kötü gidince de ya yıldız futbolcuları ya da teknik direktörleri harcamaktadır. Bunu yapmayan başkan neredeyse yok Türkiye'de. Alex'in Fenerbahçe'den ayrılışı, Rijkaard'ın ve Skibbe'nin Galatasaray'dan gönderilişi, Ertuğrul Sağlam'ın Bursaspor'dan Şenol Güneş'in Trabzonspordan istafa ettirilişi. Hep aynı model şeyler izledik. Yıllarca karşı çıkmaya çalıştıkça sindirildik çünkü ne basında ne de tribünde etkili olabilecek güçteydik. Taraftardık ama daha öncesinde futbol severdik. Dinletemedik. Futbolumuz karanlık günlere sürüklendi. Ortaya çıkan telefon görüşmeleri, şike iddiaları vs.

Şimdi bir kırılma noktasından daha geçiyor Türk futbolu. Bugünlerde önü alınabilirse belki karanlığa sürüklenmeyebilir. Ama eğer bu işi de biri çıkıp durdurmazsa iş işten geçecek 5-10 yıl sonrasında futbol diye bir şey kalmayacak ülkemizde.

Dünya Markası olma yolunda ilerleme çalışmaları bu iş. Neden? Daha çok para kazanmak dolayısıyla daha çok para harcamak için. Peki neden? Daha çok tüketebilmek için. Üretmekten çok tüketebilmek için. Galatasaray'ın başarısından çok ismini pazarlayabilmek için. Drogba transferiyle Galatasaray'ın ismini bütün Dünya duymuş. İyi de transfer bir futbol takımının övüneceği bir başarı mı? Şampiyonlar liginde gruptan çıktığında dikkat çekemedi mi Galatasaray? Drogba transferi şampiyonlar ligi başarısından önemli mi? 

Peki gerçekten Wesley Sneijder ve Didier Drogba'ya ihtiyacı var mıydı Galatasaray'ın? Bence yoktu. Sol bekte yıllardır formsuz olan, son 5 yılda iyi performans sergilediği 10 maç bulunmayan Hakan Balta ile oynuyordu Galatasaray. O sakatlanınca asıl yeri forvet arkası olan Riera geçti o bölgeye. Forvet arkası veya sol açık olan Riera sol bekte oynarken, savunmanın ortasında Semih - Dany ikilisinin yedeği yılların müzmin sakatı ve formsuzu Gökhan Zan iken forvet arkasına ve de forvete takviye yapmak mantıklı mıdır? Bu transferlerin sırf isim için, pazarlama için yapıldığını biliyoruz. Yoksa sportif başarı için önce zayıf noktaların kapatılması gerekirdi. Sneijder ve Drogba'ya verilen parayla çok kaliteli bir sol bek bir de stoper alınamaz mıydı? Biraz genç ve tecrübesiz olsun derseniz Sneijder'in parasıyla bir stoper bir sol bek alınır üstüne Drogba transferi yapılabilirdi. O zaman bir mantıksızlık bulamazdık. Fakat şu haliyle yapılan transferler çok da mantıklı değil. 

Futbol bu pazarlama kültürüne girmemeli. Pazarlama kültürüne biraz bulaşan Beşiktaş bundan ciddi hasar aldı. Şu andaki durumu yıldızlar topluluğu halinden daha iyi değil mi? Bursaspor şampiyon olurken hangi dünya yıldızlarını getirdi takıma? Borussia Dortmund son yıllardaki başarılarını hangi Dünya yıldızlarıyla yaptı? Borussia Dortmund kendini sportif başarılarıyla pazarladı.





Not: Yukarıda fotoğrafta yer alan kişi Martin Edwards. 1980 - 2002 yılları arası Manchester United başkanlığı yapmıştır. 


26 Kasım 2009 Perşembe

Bili Smo Samo Detsa





Belgrad'da taş meydan parkında bir anıt vardır. Üsünde Sırpça Bili smo samo detsa ( biz sadece çocuklardık) yazar. Fotoğrafta görmüş olduğunuz işte bu anıttır. Nato'nun Sırp çocuklar üzerine yağdırdığı bombalarda ölenlerin anısına dikilmiştir o anıt. İşte Beşiktaş'ın dünkü maçını seyrettikten sonra maç sonunda aklıma bu anıt geldi. Biz sadece çocuktuk. Mustafa Denizli ve Beşiktaş taraftarının skora göre rahatlama hastalığı Beşiktaş'a çok verecektir bunu şimdiden söylüyorum ve maça geçiyorum,

1) Beşiktaş ezdi geçti:

Beşiktaş ezip geçmedi. Maç boyunca 1 tane bile organizasyon yapmaktan aciz, 4 kişiyle 3 kişilik rakibe karşı kontra atak yapamayacak bir takım görüntüsündeydi. Kalesinde çok pozisyon gördü. Üstelik Manchester United as futbolcularıyla da oynamadı. Eğer Beşiktaş taraftarı ve Mustafa Denizli Beşiktaş'ın bu görüntüsüyle gurur duyuyorlarsa diyecek söz yok.

2) Beşiktaş Oyunu Kontrol Etti: Beşiktaş oyunu tamamen Manchester'lı çocuklara bıraktı. Onlar istediklerini yaptılar. Sadece Macheda gibi yeteneksiz bir forvete sahip olmaları Manchester United'ın galibiyetini engelledi.

3) Beşiktaş Taraftarı Old Trafford'u susturdu:

En çok inanılan yalan da bu. Premier League'i takip eden herkes bilir ki Manchester United taraftarı 90 dakika şarkılar söyleyen agresif bir taraftar değildir. Sinema izler ii izlerler. Arada canları sıkılınca ya da zevke gelince 2 üç defa " United... United... United..." diye bağırırlar. Geri kalan kısımda sessizdirler. Beşiktaş taraftarı Manchester United'ın sustuğu dakikalarda şarkılar söyledi. Manchester United taraftarı United diye bağırmaya başladığında Türkçe herhangi bir tezahürat duymak mümkün değildi. Bir tarafta 72.000 kişi bir tarafta 4500 kişi. Mümkün değildi zaten.

4) Mustafa Denizli'nin taktiği iş yaradı:

Mustafa Denizli'nin taktiği eğer organize olamamak, kontra atağa bile çıkamamak, kanattan orta yapamamak, forvet futbolcusunu poziyona sokamamak ise işe yaradı. Savunmada Ferrari dışında ayakta durabilen futbolcu yoktu. Beşiktaş 25 metrenin daha yakınından şut çekemedi kaleye. Defansın kafasına çarpan top gol oldu. Bunun üstüne taktik kurduysa Denizli tebrik ederim kendisini.

Bir de beşiktaş taraftarı yıllardır Fenerbahçe'nin Old Trafford galibiyeti ile dalga geçerdi. Savunmaya çarpmasa o top gol olmaz, Fenerbahçe Manchester'ı yenemezdi derlerdi. Peki Beşiktaş'ın dünkü maçında fark nedir?

Tabii ki ben Beşiktaş'ın çıkıp Manchester United'ı abluka altına almasını beklemiyordum. Oynayabileceği kadar oynadı. Amma ve lakin galibiyet gözlerimizi kör etmemeli. Fenerbahçe maçında da Manchester United maçında da Beşiktaş oldukça kötü futbol oynadı. Sırf skora bakıp işler yolunda demek, ileriki dönemlerde Beşiktaş'ın çok canını yakacaktırç

9 Eylül 2009 Çarşamba

2010 İçin Son Çağrı




8 yıllık Dünya Kupası hasretimizin dinme umudunun en azından playofflara kadar kalması için en önemli maçımız bu akşam. Fatih Terim iddialı. Futbolcularıma güveniyorum diyor. Yenemezsek de Bosna Hersek'e playofflarda gönlümüz sizinle deriz diyor. Neden bunu diyor anlayamıyorum orası ayrı. Mesela neden İspanya grup lideri oldu gönlümüz Dünya Kupası'nda onlardan yana olacak demiyor ya da Hollanda çok zevk veren bir futbol oynuyor gönlümüz onlardan yana olacak demiyor da Bosna Hersek'e diyor. Eminim cevabı üç aşağı beş yukarı tahmin edebilmişsinizdir.

Neyse gelelim maç öncesi milli takımımızın son durumuna. Biliyorsunuz ki Colin Kazım Richards "sakatlığı" nedeniyle kadrodan çıkarıldı. Sakatlık konusundan emin olamasam da kadrodan çıkarılmasına inanılmaz sevindim. Daha önce de söylediğim gibi milli takıma inanılmaz zarar veren, futbolcu bile diyemeyeceğim bir kişi kendisi. Sanki bir futbol takımında oynamıyor tek kişilik bir organizasyon sanki. Uzun lafın kısası Colin Kazım Richards gitti umarım gitmesi gereken bir kişi daha yakında ayrılır.


Milli takımda ilk 11 şöyle olacaktır diye tahmin ediyorum;

Volkan, Gökhan Gönül, Önder, Servet, Hakan Balta, Hamit Altıntop, Emre, Arda, Tuncay, Semih ve Sercan

Bu oldukça ofansif kadronun mücadele gücü yüksek olacaktır. Özellikle Tuncay Şanlı ve Arda Turan maçın kaderini değiştirebilecek futbolcular. Tüm umudumuz onlar olacak.

Ama geride oynayan Önder Servet ikilisinin uyumu çok önemli. Estonya'dan bile 2 gol yiyen bir takımın Misimovic ve Dzeko ikilisini nasıl durduracağını merak ediyorum. Üstelik Estonya asla kalabalık hücum etmeyen bir takım. Oysa Bosna Hersek çok güçlü bir kadroya sahip ve savunmanın arkasına top atabilen Miswimovic gibi cin bir oyun kurucuları var. Kalede Volkan yine o kabus günlerinden birinde değilse, Servet ve Önder uyum sağlayabilirse, daha az sorun yaşarız.



Bütün bu defansif zaafiyetlerimizin yanında takımda benim en çok umutlu olduğum yön Tuncay Arda ikilisi. Maçtan asla kopmayan bu iki futbolcu oynadıkları üst düzey futbolla da rakipleri zora sokuyorlar. Çok yüksek hücum repertuarları var. Tek yönlü değiller. Örneğin Tuncay savunma içinde hava topu alabiliyor, ama savunma sert olursa ayağa oynandığında savunmanın arkasına sarkabiliyor, bunun yanında kanatlardan top getirebiliyor, hatta Estonya'ya attığı goldeki gibi çok gerilerden atağa katılıp kontra atakla tehlike yaratabiliyor. Arda Turan ise her iki kanadı çok etkili kullanabilen bir futbolcuydu çok uzun zamandır ama Rijkaard'ın gelişiyle beraber artık forvet arkasında da oldukça başarılı. Ara toplarla forvet oyunuclarına pozisyon hazırlıyor, kanattan sıfıra inip içeri yardırıyor, bazen kanattan çicgiye bile inmeden etkili ortalar yapıyor, artık uzaktan da şut çekebiliyor, savunma arkasına koşular yapabiliyor vs. Bütün bunlar ofansif anlamda bizim adımıza çok büyük bir avantaj.

Kimin kazanacağı belli olmaz tabii ama eğer ki ilk golü atıp defansa çekilmezsek, hele ki ilk golü Bosna Hersek atarsa inanılmaz pozisyonlu bir maç izleyebiliriz.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Bambaşka Orta Yapardı. Farketmeden Gol Atardı. Onu Kimse Anlamazdı


Galatasaray tribünlerinde bu sene duyduğum bir şarkı bu:

" Bambaşka orta yapardı
Farketmeden gol atardı
Onu kimse anlamazdı
Dikkat Sabri Sarıoğlu
Dikkat Sabri Sarıoğlu
Dikkat Sabri Sarıoğlu"

Hakkaten kimse anlamıyor onu. Bakıyorum Beşiktaşlısı, Fenerlisi herkes dalga geçiyor onunla. Barış Özbek ile birlikte Galatasaray'da en çok sevdiğim oyunculardan Sabri Sarıoğlu.

Beşiktaş'ta yıllarca hiçbir işe yaramadan futbol oynayıp kaptanlığa gelen, muhtemeln Beşiktaş'tan başka takıma koysanız ilk onbire giyemeyecek olan İbrahim Üzülmez dururken, Fenerbahçe'nin sahada gezsin diye milyon dolarlar döktüğü Colin Kazım Richards ve Selçuk Şahin dururken Sabri Sarıoğlu ile dalga geçilmesini pek kabul edemiyorum.

Eskiden Ali Sami Yen'de maçlara daha sık giderdim. Hatta bir sezonda 13-14 maça gitmiştim bir ara Ali Sami Yen'de. Sabri Sarığlu'na dikkat ederim sanki taraftar ısrar etse adam 90 dakika daha oynayacak. O derece kaptırıyor kendini. Adam Galatasaray formasıyla o taraftarın önünde top oynamaktan çok büyük haz alıyor bu çok belli. Bir taraftar olarak ben de onun gibi futbolcuları izlemekten haz alıyorum. O zamanlar herkes Lincoln'e tezahüratlar yapıyordu. Koca sezonu 3 topuk pasıyla geçirip, ligin alt sıra takımlarına karşı oynayan bu adam nasıl olduysa taraftarın sevgilisi oluvermişti. Öte yandan Sabri Sarıoğlu asıl mevkisi olmayan sağbeke adapte olmuş varını yoğunu ortaya koyuyor, Lincoln'e gösterilen saygının onda birini göremiyor. Çok ilginç bir spor şu futbol. Futbol o kadar mantıksız bir spordur ki Fatih Terim'e İmparator denir.



Sabri Sarıoğlu kötü ortaları nedeniyle eleştiriliyor ki Daniel ALves Chelsea maçında yaptığı ortalarla Sabri'den de kötü performans sergilemişti. O maçta sahanın içine düşen ortası neredeyse yoktu adamın. Tabii yanlış anlaşılmasın Sabri Daniel ALves ile aynı kategoride demiyorum asla. Ama durum bu, orta yapma yeteneği zaten öyle herkesin sahip olduğu bir yetenek değil. Kaldı ki önünde Kader Keita, Kewell, Arda Turan ya da Aydın Yılmaz gibi orta konusunda oldukça başarılı futbolcular oynuyor. Bu konuda Sabri'ye ihtiyaç kalmıyor.

Sabri'nin uzaktan şutları çok eleştiriliyor. Halbu ki Arda Turan ile Sabri'nin uzaktan şutlardaki başarıları hemen hemen aynıdır. Arda Turan uzaktan şut yeteneğine Sabri Sarıoğlu'ndan daha çok sahip olmalı. Çünkü o bir hücumcu ve gole daha yakın. Oysa ki Sabri Sarıoğlu'nun bu yeteneğini kullanma ihtiyacı 3-5 maçta bir anca çıkıyordur ortaya. Ceza sahası içinde ise Sabri oldukça etkili zaten bunu Bursaspor maçında o son dakikalarda 70 metra deparın ardından attığı şık aşırtma golüyle gösterdi.

Sabri Sarıoğlu yeni yeni ters kademeye girmeye de alışmaya başladı gibi bu sene. Rijkaard'ın gelişiyle Sabri'de büyük gelişmelerden biri de bu oldu. Artık ters kademeye daha fazla giriyor ve hatta Servet ve Gökhan gibi inanılmaz adam ve top kaçıran savunma oyuncularının açıklarını kapatıyor. Bu sezon ligde yaptırdığı penaltıda çok eleştirilmişti orada ne işi var diye ama asıl soru şu olmalıydı, Sabri'nin oraya koşması neden gerekti? Çünkü defansın ortası adeta yol geçen hanına dönmüştü.

Sabri Sarıoğlu'nun bence en önemli özelliği hırsı ve kazanma azmi. Bu hırs, bu ruh ondan bazen sorumluluk alma isteği de uyandırıyor. SOn dakikalarda takımınız elenecekken taraftar umudunu kesmiş sesini azaltmışken top istemek gol için uğraşmak herkesin harcı değildir. Bunu geçen sene Galatasaray'da Arda Turan ve Sabri Sarıoğlu'ndan başka yapan futbolcu yoktu. Hatta Bordeaux maçında son dakikada uzaktan şutları çok eleştirilmesine rağmen uzaktan şut çekmeye cesaret edip takımına gol kazandırması Sabri Sarıoğlu'nu gözümde daha da yüceltmiştir.

Sabri Sarıoğlu Galatasaray taraftarının sahip çıkması gereken bir futbolcu. Bu takımdan herkes gider ama Sabri gibi futbolcular bu takım için kalır.

6 Eylül 2009 Pazar

Fatih Terim Basın Toplantısı



Estonya maçı öncesi Estonyalı bir gazeteci fatih terim'e Estonya'nın son 5 maçta 2 gol yediğini söyledi ve Fatih Terim'in bu defansif başarı karşısında nasıl bir çözüm düşündüğünü sordu...

Fatih Terim ise Estonya'nın istatistiğinin gazetecinin söylediğinden daha iyi olduğunu belirterek " son 10 maçta 8 gol yediler" dedi.

Fatih Terim'in vermiş olduğu bu istatistik kafamı karıştırdı.

Estonyalı gazetecinin istatistiğinde Estonya maç başına 0.4 gol yemiş görünüyor. Fatih Terim istatistiğin daha iyi olduğunu söyledi kendi istatistiğini verdi ve onun verdiği istatistiğe göre Estonya maç başına 0.8 gol yiyor.

0.4'ün 0.8'den büyük olduğunu iddia etmiş bulunuyor Fatih Terim. Gerçi futbolcuların sahadaki durumları da Fatih Terim'in bu mantığından izler taşıyordu.

Arda ve Tuncay Yetti



Milli Takımımız bugün Estonya'yı 4-2 gibi bir skorla geçti. Maçı 2 farklı skorlara kazanmamıza rağmen oynanan futbol düşündürücüydü.

İlk yarının hemen başında Estonya 1-0 öne geçince bütün planlar alt üst oldu. Milli takımızın planı ilk golü erken bulup oyunu rölantide götürmekti. Korkumuz golü erken bulamamak iken, Hamir ve Arda el birliğiyle rakibi pozisyona soktu, Gökhan Gönül de yaptığı hatayla rakibe erken bir gol hediye etti.

Golden sonra toparlanmaya çalışan takımda Emre Belözoğlu'nun oyunu yatıştıran pasları, Arda'nın çalımları ve kanattan tehlike yaratma denemeleri başladı. İlk golü 29. dakikada Tuncay'la bulduk. O ana kadar milli takımın ayakta durmayı başaran 3 futbolcusu Emre Belözoğlu , Arda Turan ve Tuncay Şanlı bu golde ortak pay sahibiydi. Kazım'ın inanılmaz kötü bir performans sergilediği sağ kanatta zaman zaman Hamit zaman zaman da Ardo hücum denemeleri yaptı. Bu denemelerin birinde Arda'nın kaleciden dönen topunu Sercan tamamladı ve öne geçtik.

İkinci yarıda Colin Kazım yine çok kötüydü. Estonya 2. yarıda golü buldu ve kısa bir süre sonra da Kazım oyundan nihayet alındı. Kazım oyundan alınır alınmaz milli takımda müthiş bir rahatlama ve hücum zenginliği yaşanmaya başladı. İlk top bir duran toptu ve Hamit'in kullandığı köşe vuruşunda arka direkte Arda Türkiye'yi 3-2 öne geçirdi.

Daha sonra oyunun kontrolünü tamamen elimize aldıktan sonra gecenin bir diğer yıldızı Tuncay Şanlı 4. golü atarak geceye noktayı koydu.

5 Eylül 2009 Cumartesi

Yeter artık!



Milli takımımızda kadro seçimi hep eleştiriliyor bu bir gerçek. Eminim İngiltere milli takımının kadro seçimi de çok eleştiriliyordur. Hatta İspanya bile belki. Ama eminim ki o ülkelerin seyircilerinin hiçbiri bizim kadar eziyet görmüyordur. Colin Kazım Richards bu dünyada bir başka örneği daha olmayan bir futbolcu.

Kanat oyuncuları gerektiğinde çalıma girmekten korkmayan, dikine çok iyi koşular yapan, kaleye gidebilen, iyi orta yapabilen, savunmaya yardım eden, rakibinin üstüne üstüne giden, insiyatif alabilen oyunculardır. İşte size Arda Turan örneği.

Yıllardır milli takımda bir kanat oyuncusunun yapması gereken hiçbir şeyi yapmadığı halde takıma alınan ve bizim de izlemek zorunda olduğumuz bu Colin Kazım Richards'a yeter ama artık. Ayağına aldığı her topu geri oynayan, asla rakibinin üstüne top sürme cesareti olmayan, 5-6 maçtan birinde anca isabetli orta yapabilen, defansa zerre kadar katkı yapmayıp kanadını otobana çeviren, takım oyunun denen şeye asla ayak uyduramayan, hırstan yoksunh bu adama artık yeter. Aydın Yılmaz, Gökdeniz Karadeniz, Hamit Altıntop, Sabri Sarıoğlu oynasın bu adamın yerinde ama artık lütfen yeter.

Gökhan Gönül'ün performansını da bu adam düşürüyor. Eğer Gökhan Gönül maçın ortasında isyan etmiyorsa saygısındandır. O oyunda olduğu sürece kendi kanadından hiçbir maçta atak geliştirememiş bir futbolcu. Onun yapması gerekeni kendi kanadını terk edip onun kanadına gelen Arda Turan yaptı ve Sercan Yıldırım da o pozisyonda golünü attı.

Oynadığı hiçbir maçta milli takıma en ufak faydası bile dokunmamış bu adama artık yeter.

Onun yerine Rusya Ligi'nde şov yapan Gökdeniz Karadeniz'i görmenin vakti geldi de geçiyor bile.

Artık hem onu ısrarla oynatarak bizlere zulümlerin en büyüğünü yapan Fatih Terim'e de, oynadığı her maçta bizleri futbolu soğutmak için elinden gelen her şeyi yapan Colin Kazım Richards'a da yeter.

21:00



Milli takımımızın 2010 Dünya Kupası yolundaki önemli maçlarından biri. Hedef kalan maçların hepsini (4 maç) kazanıp bu grupta ikinci olmak. Rakip ise prestij amacıyla maça çıkan Estonya.

Estonya'nın daha önceki maçlarda da gördüğümü en belirgin öellikleri katı savunması ve fizik üstünlükleri. Korner kullanırken geriden uzunları da bizim ceza sahamıza gönderdiğinde bir anda uzunlar festivaline dönüyor ve bizim oyuncularımız onların yanında oyuncak gibi kalıyorlar.

Fatih Terim basın toplantısında golü erken bulmak zorunda olduklarını söyledi. Doğru. Çünkü Estonya gibi takımlara karşı erken gol bulamazsanız eğer kendilerine güvenleri zamanla artar, direnç kazanırlar ve siz de her geçen dakika yıprandığınız için gol bulma umudunuz azalır. Kaldı ki bu maçta bu kadar yıpranmak demek Bosna Hersek maçına yorgun çıkmak demektir. Sakat ve sarı kart sınırındaki oyuncularımızın da çok olduğu düşünülürse bu maçta erken gol bulamazsak Bosna Hersek maçına hiç tahmin bile etmediğimiz bir takımla sahaya çıkabiliriz.

Fatih Terim'in bu günkü 11'i belli gibi duruyor. KaledeVolkan. Önünde Gökhan Gönül, Gökhan Zan, Servet, Hakan Balta, orta sahada Arda, Emre, Hamit ( Ceyhun Gülselam), Kazım, ileride Tuncay ve Sercan...

Kazım dışında takımda çok da itiraz edilecek bir şey yok aslında. Bütün oyuncular kabul edilebilir. Ama Kazım? Kazım'dan çok daha iyi oyuncularımız varken o mevkide Kazım ısrarı nedendir bilinmez.

Bugüne kadar oynadığı bütün milli maçlarda adam geçmekten ve insiyatif almaktan aciz, ileri doğru değil de sürekli yana ve geriye oynayan, takım oyununa ayak uyduramayan bir Kazım izledik hep. Tek numarası arada sırada uzaktan çektiği şutlar. Bunun yanında o mevkide adam eksiltebilen, dar alanda artarda 3-4 çalımı rahat atabilen, süratli, gol bölgesine akabilen Gökdeniz Karadeniz dururken Kazım ısrarı uzun süredir devam ediyor. Aydın Yılmaz bile o mevkide Kazım'dan çok daha iyi bir tercih olabilirdi.

Forvet hattında ise Sercan yerine Halil'le başlayıp bir süpriz yapabilir Sinyor Terim. Sercan sert Estonya savunması arasında kaybolabilir. Orta sahadan mutlaka destek almalı, böylelikle savunmanın arkasına yapacağı koşularla tehlikeli bir oyuncuya dönüşebilir.

Eğer maçta 75. dakikaya kadar öne geçemezsek o zaman defans oyuncuları da risk almaya başlar ve o zaman işte her skora açık bir maç haline gelebilir maç.


Elindeki kadroyla Estonya'nın kilidini çok rahat açabilir Türkiye. Düdükle beraber iyi bir pres ve baskı sonuca ulaştırabilir. Yeter ki disiplinden kopulmasın. Bosna Hersek maçı da unutulmamalı tabii...

4 Eylül 2009 Cuma

Emre Belözoğlu Vakasına Bir Bakış










(Fotoğraflardaki benzerlikler şaşırtıcı mı?)
Emre Belözoğlu, Beşiktaş'a gol attığı o 18 yaşındaki haliyle Türk Futbolu'nun efsaneleri arasına gireceğinin sinyallerini vermişti. Ardından Şekerpsor'a attığı o mükemmel gol ise aklıma kazındı. Hala bugün gibi hatırlarım o golü de. Peki o Emre nasıl oldu da bugün bu Emre oldu? Nasıl oluyor da böylesine müthiş yetenek yok olup gidiyor?

Hergün Emre Belözoğlu ile ilgili en az 1 olumsuz eleştiri görüyorum sağda solda, gazetelerde. Küfür etti, rakiba bağırdı, hakemi ittirdi. Emre İngiltere'de 2 defa ırkçılık yaptı ve İngiltere ayağa kalkmıştı. Neler oluyor Emre'ye? Sosyalist bir futbolcu olmasını beklemiyordum tamam da bu faşist çizgi neden kaynaklanıyor peki?

Aslında bu tavırlar biraz tanıdık gelmeli size. Türk Futbolunda faşist politikasıyla en çok tanınan, en küfürbaz isimlerden biri Emre'nin akıl hocası ve takım hocası olmadı mı? Sık sık Bozkurt işareti ile fotoğrafları çekilen bu kişi bir spor yazarına " Senin bıyıklarını...kerim" demedi mi? Her milli maçı milli savaş haline getirmedi mi? Peki bu Teknik Direktörün yetiştirdiği futbolcular nasıl olabilirdi ki?






İsviçre maçı sonrası futbolcularını aç kurtlar gibi İsviçre futbolcuların üstüne salan kimdi? Emre Belözoğlu'nu medyaya karşı doldurup doldurup ona bu çirkin hareketi yaptıran kimdi? Futbolcularını milliyetçi duygularla dolduran ve maça çıkar kim? İşte Emre Belözoğlu hikayesi budur. Yeteneklerinin çok önüne geçen çirkefliğiyle Emre Belözoğlu uçup gitti. Kendisine olan hayranlığımdan İnter forması almıştım. Çok iyi hatırlarım o günleri. Fakat şimdilerde sahada göresim gelmiyor kendisini.

Bella Ciao


Livorno takımı Türkiye'de. Liman işçilerinin kurduğu bu takım sol görüşlü taraftarlarıyla tanınıyor. Bu akşam saat 21:00'de bizim ülkemizde demir yolu işçilerinin kurduğu Adana Demirspor ile karşılaşacaklar, Adana'da. Adana Demirspor da sol görüşlü taraftarlarıyla bilinen bir takım.




Futbolda ırkçılık faşizm dünyanın her alanında olduğu gibi yükselişteyken bu tür bir etkinlik açıkçası bizleri duygulandırıyor. Keşke F.C. St. Pauli, Livorno gibi klüpler ülkemizde bu tür gerçek "dostluk" maçlarını daha sık yapsalar da bizim taraftarımıza örnek olsalar.

Bizim tribünlerimizde de keşke ırkçı, aşağılayıcı tezahüratlar ve pankartlar yerine Ciao Bella ciao bella sesleri yükselse.

Galatasaray taraftarının Pini Balili'ye sırf milliyetinden dolayı yaptığı kötü tezahürat,


Beşiktaş Taraftarının bir gece ansızın Musul'un, Kekrkük'ün fethedileceğini ima eden pankartı,

Beşiktaş taraftarının Sivaslıları aşağılayıcı tazahüratı,

Fenerbahçe taraftarının Panathinaikos karşısında açtıkları Yunanlılarla dalga geçen pankartlar...




En önemlisi ve en büyük ayıp ise, Fatih Terim'in kurt işareti. 1 değil 2 defa yapmıştır bu işareti...

Bunları sadece en çok gündemde kalan örneklerdi. Keşke bizim tribünlerimizde de bu pankartlar tezahüratlar yerine adam gibi sol duruşuyla fikkat çeken tarftarlarımız olsa. Ama maalesef yok. Yöneticilerin de işine gelmiyor olacak ki Shabani Nonda'nın Che t-shirtü giymesi ve golden sonra bunu göstermesi yöneticler tarafından uyarılmıştı. Roma'dan kalma bir alışkanlık olsa gerek Sosyalist Futbolcu Nonda'nın yaptığı. Ne de olsa Kongo DEMOKRATİK Cumhuriyetinden geliyor adam.

Adana Demirspor'u gerçekten tebrik ediyorum bu girişimlerinden dolayı. Zaten Türkiye'de en çok desteklediğim takımdı (Demiryolu işçilerinin kurmuş olması ve benim de bir Demiryolu Mühendisi olmam dolayıyla yakınlık hissediyordum), bu maçla birklikte sevgim daha da arttı. Livorno'ya da verdikleri bu güzel mesaj dolayısıyla teşekkür ediyoruz efendim. Adana Demirspor'u ve yansımalarını Super Ligde de görmek dileğiyle.